|
|
Gecikme Faizi Ve Gecikme Zammının Hukuki Mahiyeti, Uygulama Esasları Ve Yüksek Gecikme Faizi/Gecikme Zammı Oranlarının Düşürülmesi Gerekliliği
Büyük Yazı Tipi - Küçük Yazı Tipi | Makale yayımlanma tarihi: 04.02.2010 | Toplam Okunma Sayısı: 234
1. GİRİŞ
Türk Vergi Sisteminde yer alan gecikme
zammı
ile gecikme
faizi, vergileme tekniği açısından bir ceza değil, amme alacağını enflasyona karşı korumak, oluşturacağı yaptırım gücüyle amme alacağının zamanında ödenmesini sağlamak için getirilen müeyyidelerdir. Ancak söz konusu müesseseler uygulamada zaman zaman birbirine karıştırılmakta, vergi idaresi ile mükellefler ihtilafa düşmektedirler. Bir ceza niteliği taşımamakla beraber, geç tahakkuk ettirilen vergilere uygulanan gecikme
faizi ile tahakkuk edip, zamanında ödenmeyen vergilere uygulanan gecikme
zammının ilgili kanunlardaki yeri, hesaplanması, aralarındaki farklılıklar ve benzerlikler ile, tek haneli hale gelen yıllık enflasyon ve yıllık piyasa faiz oranlarına rağmen gecikme
zammı
ile gecikme
faizinin bu oranların üç dört katı (yıllık bazda 0) mesabesinde olmasının mükellefler üzerinde yarattığı baskı ve zorluklar bu makalenin konusunu oluşturmaktadır.
Zamanında tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle d
evlete ödenmesi gereken bir vergi borcunu vaktinde ödemeyen mükellef, bu parayı başka amaçlarla kullanmakta ve çeşitli yararlar sağlamaktadır. Buna karşılık devlet, vergi gelirlerinin bir kısmından yoksun kalmakta ve bu durumda ya harcamalarını azaltmak ya da borçlanmak zorunda kalmaktadır. Harcamaların azaltılması durumunda toplum bazı devlet hizmetlerinden yoksun kalmakta, devletin borçlanması durumunda ise, devlet hizmetlerinin maliyeti artmaktadır. Borçlanmanın süreklilik arz etmesi ve sürdürülebilirlik koşullarının ortadan kalkması durumunda ise, devlet içinden çıkılmaz bir borç sarmalı ile karşı karşıya kalmakta ve bu durum çoğu zaman bir borç krizi ya da diğer bir ifade ile bir borç çıkmazı ile sonuçlanmaktadır.[1]
Paranın değerini sürekli olarak kaybettiği yüksek enflasyon dönemlerinde, paranın satın alma gücü,
ayrı bir önem kazanır. Dönem başında, kullanmaktan vazgeçilen ya da hak edildiği halde alınamayan bir miktar paranın satın alma gücü; dönem sonunda; enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz; sadece belli bir dönem için yapılan fedakarlığın karşılığından ibaret olmayacak, aynı zamanda söz konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olması gerekecektir.
Zamanında tahakkuk ettirilmeyen hazine alacağının değerini korumayı amaçlayan gecikme faizi,
213 sayılı Vergi Usul Kanununda düzenlenmiştir. Söz konusu Kanununun 112/3. maddesine göre, ikmalen, re'sen veya idarece yapılan tarhiyatlarda, dava konusu yapılmaksızın kesinleşen vergilere, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar; dava konusu yapılan vergilerin ödeme yapılmamış kısmına, kendi vergi kanunlarında belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, yargı organı kararının tebliğ tarihine kadar geçen süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme
zammı oranında gecikme
faizi
uygulanır.
2.1. Gecikme Faizi
Tahakkuku Geciktirmenin Müeyyidesidir
.
Gecikme faizi uygulanmasını hükme bağlayan 3239 sayılı kanunun gerekçesinde ikmalen, re'sen ve idarece tarh edilen vergilerle ilgili olarak "Bu alacaklar için faiz alınmasını gerektiren diğer önemli sebep ise, zamanında beyan edilmek ve ödenmemek suretiyle haksız olarak devlet parasını uzun süre kullanan ve bu suretle menfaat sağlayan mükellefin mükafatlandırılmasını önlemektir. Gerçekten devlet parasını haksız olarak kullanmak suretiyle kazanç temin eden mükelleften, sözü edilen parayı kullanma karşılığının alınması, hukuk nizamının tabii bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır" denilmektedir. Uğradığı zararı gecikme faizi ile gidermeye çalışan vergi alacaklısının bu tutumu ekonomik yönden haklı gerekçelere dayanmaktadır. Vergi uyuşmazlıklarının yargı aşamasında uzun sürede sonuçlanması da gerekçenin haklılığını güçlendirmektedir.
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi
gecikme faizi
tahakkuku geciktirmenin bir yaptırımıdır.
Gecikme faizinin oranı,
6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanuna göre tespit edilen gecikme
zammı
oranına bağlıdır. Gecikme
zammından farklı olarak, gecikme
faizinin hesaplanmasında ay kesirleri dikkate alınmamaktadır.
5035 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle
6183 sayılı A.A.T.U.H.K’nun 51’inci maddesinde
yapılan değişiklikle, 02.01.2004 tarihinden itibaren
tam ay süreleri için aylık, ay kesirleri için ise günlük gecikme
zammı
hesaplanması uygulaması getirilmiştir.
Bu değişiklikle, daha önceleri ay kesirleri tam ay olarak uygulanan gecikme zammı hesaplanmasından vazgeçilerek mükellefler lehine adaletli bir sistem getirilmiştir.
3. GECİKME ZAMMI UYGULAMASI
Gecikme zammı,
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 51’inci maddesinde düzenlenmiştir.
Söz konusu Kanunun “Gecikme Zammı, Nispet ve Hesabı”
başlıklı 51’inci maddesinde, “(5035 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle değişen madde; Yürürlük:02.01.2004)
Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 (2006/10302 sayılı B.K.K. ile 21.04. 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere %2,5)
oranında gecikme zammı tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesap edilir. Gecikme zammı bir Yeni Türk Lirasından az olamaz.
Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise, bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez.
Bakanlar Kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkilidir.”
hükmü yer almaktadır.
Buna göre, 2006/10302 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 21.04. 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere,
amme alacağının ödeme süresi içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı %2.5 oranında gecikme
zammı uygulanır. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesaplanır.
Vadesinde kısmen ödenmeyen amme alacaklarında gecikme
zammı
,
yalnızca ödenmeyen kısım için hesaplanır.[2]
3.1. Gecikme Zammında Tatbik Müddeti veya Gecikme Zammını Durduran Haller
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un “Gecikme Zammında Tatbik Müddeti ve Diğer Hükümler” başlıklı 52’nci maddesinde “
Gecikme zammının tatbik (uygulanma) müddeti, amme alacağının tecilinde tecilin yapıldığı, iflas halinde iflasın açıldığı, aciz halinde bu durumun sabit olduğu güne kadar olan müddettir. Gecikme zammının önceden borçluya bildirilmesi gerekmez. Aslın ödenmiş olması gecikme zammının takip ve tahsiline mani değildir.” hükmüne yer verilmiştir.
Gecikme zammını durduran haller olarak da ifade edebileceğimiz yukarıdaki şartların varlığı hallerinde gecikme zammı hesaplanmayacaktır. Buna göre gecikme zammının uygulama süresi,
amme alacağının tecilinde tecilin yapıldığı tarihe kadar olacaktır. Tecilden sonra tecil şartlarına uygun ödeme yapıldığı sürece gecikme zammı uygulanmayacaktır. Tecil, 6183 sayılı Kanunun 48’inci maddesinde belirtilen şartların varlığı halinde, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartı ile yazılı talebinin idare tarafından yerinde görülmesi halinde, amme alacağının 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak ertelenmesidir. Tecil faizi oranı, 438 Seri No’lu Tahsilat Genel Tebliği ile 28.04.2006 tarihinden itibaren yıllık $ olarak belirlenmiştir.
İflas, iflasına karar verilen bir borçlunun (müflisin), haczedilebilen bütün mal varlığının, cebri icra yoluyla paraya çevrilerek, bundan bütün alacaklılarının tatmin edilmesini sağlayan toplu bir cebri icra yoludur. İflas kararının ticaret mahkemesi tarafından verilmesi zorunludur. İflasın açıldığı tarih, söz konusu mahkeme kararında gösterilmektedir. Dolayısıyla iflasın açıldığı tarihe kadar (bu tarih hariç) gecikme zammı uygulanacak, bu tarihten sonra gecikme zammı uygulanmayacaktır.
6183 sayılı Kanunun 75’inci maddesine göre, y
apılan takip sonunda, borçlunun haczedilecek malı olmadığı veya bulunan malların satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz halinde sayılır. Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali tespit olunur. Bu durumda gecikme zammı, aciz fişinin düzenlendiği tarihe kadar uygulanacaktır.[3]
3.2. Gecikme Zammı Ödemeyi Geciktirmenin Müeyyidesidir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 37. maddesinde “
Amme alacakları hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödenir. Hususi kanunlarında ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacakları Maliye Bakanlığınca belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödenir. Bu ödeme müddetinin son günü amme alacağının vadesi günüdür. Amme borçlusu isterse borcunu belli zamanlardan önce ödeyebilir” hükmü yer almaktadır. Amme borcunun yasalara uygun surette yerine getirilmesi olan ödemenin, zamanda yapılması yasal bir zorunluluktur. Bu yasal zorunluluğa uyulmamasının belli yaptırımlarının olması doğaldır. Gecikme zammı uygulaması da amme alacağının ödenmesinin geciktirilmesinin bir müeyyidesi ve enflasyon karşısında amme alacağının değerinin korunmasının bir yoludur.
Bu bağlamda amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına, vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 2,5 gecikme
zammı
uygulanmaktadır. Gecikme
zammı
uygulanırken ay kesirleri günlük olarak hesaplanmaktadır. Gecikme
zammı
; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanmaktadır.
Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmamaktadır.
4. GECİKME
FAİZİ
İLE GECİKME
ZAMMININ KARŞILAŞTIRILMASI:
Gecikme
zammı
ve
gecikme
faizi mahiyet itibariyle amme alacaklarının zamanında tahakkuk etmemesi ya da tahakkuk etmiş alacakların zamanında ödenmemesi durumunda talep edilen mali bir tazminat olarak özetlenebilir[4]
.
Hizmet ettiği amaç ise, amme alacağının enflasyon karşısında değerini yitirmesini önlemektir. Ancak aynı amaca hizmet etmelerine karşın, yukarıda belirtilen farlılıklarından görüldüğü üzere uygulama açısından iki farklı düzenlemedir.
Türk Vergi Hukukunda yer alan bu iki
müessese zaman zaman birbirine karıştırılmakta, yanlış uygulamalara sebebiyet verilmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi gecikme
faizi
, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 112’nci maddesinde, gecikme
zammı 6183 sayılı A.A.T.U.H.K’nun 51’inci maddesinde düzenlenmiştir.
Gecikme
faizi
, vergiyi doğuran olayın sonradan öğrenilmesi nedeniyle (ikmalen, resen ve idarece yapılan tarhiyatlarla) beyan esası dışında yapılan vergilendirme işlemlerinde uygulanan ve gecikme
zammından ayrı tahsil edilen bir ek yükümlülüktür. Bu tanımdan hareketle gecikme
faizinin
, vergilendirmenin tarh, tebliğ ve tahakkuk aşamasında ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Gecikme
faizi
, ikmalen, re'sen veya idarece tarh olunan vergiler için hesaplanan diğer bir ifade ile zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin asıllarına tatbik edilen fer’i nitelikteki bir müeyyidedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, vergi aslı gecikme faizine tabi iken, vergi cezaları ve ceza niteliğindeki diğer kamu alacakları gecikme faizine tabi değildir.
Gecikme zammı ise, vergi aslı ve vergi ziyaı cezalarında 6183 sayılı A.A.T.U.H.K’nun 51’inci maddesi uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır. Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmaz. Gecikme
faizi
; tahakkuktan vadeye göre geriye doğru hesaplanır.[5]
Oysa gecikme
zammı tahakkuk etmiş, kesinleşmiş, ödenebilir hale gelmiş ve ödeme vadesi gelmiş olmasına rağmen ödenmeyen amme alacaklarına vadeyle ödeme tarihi arasında geçen süre için uygulanır.
Gecikme
zammının uygulanabilmesi için alacağın muaccel hale gelmiş olması yani, kamu idaresi tarafından alacağın talep edilebilir hale gelmiş olması gerekmektedir. Gecikme
faizi hesaplanması için alacağın muaccel hale gelmiş olması zorunluluğu yoktur. Ancak, takside bağlı kamu alacaklılarının taksitleri vadesinde ödenmez ise, alacağın tamamı muaccel hale gelmekle beraber gecikme
zammına tabi tutulmaz.[6]
Amme alacağının zamanında ödenmemesinden dolayı alınan gecikme zammı, asıl alacağa bağlı olarak ortaya çıkan fer’i nitelikte, belli oran ve miktarlardaki ek yükümlülüktür.
Gecikme
faizi ve gecikme zammının oranları aynı olup 6183 sayılı Kanunun 51’inci maddesine göre belirlenen orandır. Gecikme
faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmazken, gecikme zammının hesaplanmasında ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak hesaplanır.
Gecikme
zammı 1,00 TL az olamaz. Gecikme faizinde ise asgari bir tutar yoktur. Gecikme
zammının tatbik müddeti, amme alacağının tecilinde tecilin yapıldığı, iflas halinde iflasın açıldığı, aciz halinde bu durumun sabit olduğu güne kadar olan müddet olarak belirlenmişken gecikme
faizini durduran haller kanunda düzenlenmemiştir. Gecikme faizi ile gecikme zammı arasındaki benzerlikleri ve farkları, bir tablo halinde toplu olarak aşağıdaki şekilde gösterebiliriz[7]
.
5) ÖRNEKLERLE GECİKME FAİZİ VE GECİKME ZAMMI HESAPLANMASI
5.1. Tarhiyatın Dava Konusu Yapılmaması Halinde Gecikme Faizi Hesaplaması
Kurumlar Vergisi mükellefi XYZ A.Ş, 2007 yılı vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesini yasal süresi olan 25 Nisan 2008 tarihine kadar bağlı olduğu vergi dairesine vermemiştir. Buna ilişkin olarak yapılan vergi incelemesinde tespit edilen matrah farkı üzerinden hesaplanan vergi ve cezalar kendisine 14.09.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mükellef söz konusu tarhiyatı dava konusu yapmamış ve vergi ve cezalar kesinleşmiştir. Bu durumda yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihi, 14.10.2008 olacaktır.
Vergi ve gecikme
faizinin verginin tahakkuku tarihinden itibaren 1 ay içinde, cezanın ise dava açma süresinin bitim tarihinden itibaren bir ay içinde ödeneceği VUK 112/1 ve 368/1. maddelerinde belirtilmiş olup, buna göre vergi aslı, vergi ziyaı cezası ve gecikme
faizinin en geç 14.11.2008 tarihine kadar ödenmesi gerekecektir. Bu durumda gecikme
faizi uygulanacak süre,
ziyaa uğratılan verginin olması gereken ödeme tarihinden, yani 30.04.2008 tarihinden 14.10.2008 tarihine kadar olan süredir. Gecikme
faizinde ay kesirleri hesaplanmadığı için 01.10.2008-14.10.2008 tarihleri arasındaki Ekim ayı kesri için gecikme
faizi hesaplanmayacaktır.
5.2. Dava Konusu Yapılan Tarhiyatın Mahkeme Kararıyla Onaylanması Halinde Halinde Gecikme Faizi Hesaplaması
Mükellef
XYZ, 2007 yılı vergilendirme dönemine ait gelir vergisi beyannamesini yasal süresi olan 25.03.2008 tarihine kadar bağlı olduğu vergi dairesine vermemiştir. Bu durumda XYZ’nin hesapları incelenerek adına vergi tarh edilmiş ve ceza kesilmiştir. Tarh edilen vergi ve kesilen cezaya ilişkin ihbarnameler mükellefe 19.10.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mükellef tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde vergi mahkemesinde dava açmış ancak, mahkeme idare tarafından yapılan tarhiyatı aynen onamıştır. Bu karar üzerine vergi dairesi tarafından düzenlenen vergi/ceza ihbarnameleri 11.06.2009 tarihinde idare tarafından mükellefe tebliğ edilmiştir.
Bu örneğe göre 19.10.2008 yılında tebliğ edilmiş olan ihbarnamelere karşı 30 gün içinde dava açılmış olması nedeniyle, bu vergi ve cezalara ilişkin tahsil işlemleri duracaktır. Ancak vergi mahkemesi tarhiyatı aynen onamış olduğu için vergi mahkemesi kararı üzerine vergi aslı, vergi ziyaı cezası ve tahakkuk tarihine göre yeniden hesaplanan gecikme faizi, vergi/ceza ihbarnamesi ile 11.06.2009 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiştir. Böylece vergi artık 11.06.2009 tarihi itibariyle tahakkuk etmiş olmaktadır. Tahakkuk eden vergi aslı, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinin 11.06.2009 tarihinden itibaren bir aylık süre içerisinde ödenmesi gerekmektedir.
Gecikme
faizi hesaplanacak olan süre ise, 1 Nisan 2008 tarihi ile 31 Mayıs 2009 tarihi arasında geçen süre olacaktır. Gecikme
faizinin hesaplanmasında ay kesirleri nazara alınmayacağından Haziran 2009 ayına ilişkin 11 günlük süre için gecikme faizi hesaplanmayacaktır.
5.3. Uzlaşılan Vergilerde Gecikme
Faizi
Hesabı:
Uzlaşılan vergilerde gecikme
faizi
; uzlaşılan vergi miktarına, normal vade tarihinden itibaren uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için uygulanacağı Vergi Usul Kanununun 112 ile Ek 11’inci maddelerinde belirtilmiştir. Ancak uzlaşmanın vaki olmaması halinde ise kendi kanununda belirtilen ve tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren, son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar gecikme
faizi
hesaplanacağı açıktır.
Uzlaşma konusu yapılan vergide uzlaşma vaki olduğu takdirde uzlaşma tutanağı düzenlenir ve söz konusu uzlaşma tutanağı derhal ilgili vergi dairesine intikal ettirilir. Bu tutanak tahakkuk fişi yerine geçer. Uzlaşma tutanağı vergi ve cezaların ödeme zamanlarından önce ilgiliye tebliğ edilmişse kanuni ödeme zamanlarında; ödeme zamanları kısmen veya tamamen geçtikten sonra ilgiliye tebliğ edilmiş ise ödeme süreleri geçmiş olanlar uzlaşma tutanağının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir.
Örneğin vergi inceleme elemanı tarafından 2009/Şubat dönemine ait Katma Değer Vergisi ile ilgili olarak Vergi İnceleme Raporu düzenlenmiştir. Mükellef tutanak aşamasında Vergi Usul Kanununun Ek 11’inci maddesi gereğince tarhiyat öncesi uzlaşma talebinde bulunduğunu beyan etmiştir. Mükellef ile 09.09.2009 tarihinde yapılan uzlaşma görüşmesi sonucunda tarhiyat öncesi uzlaşma vaki olmuştur. Bu bilgiler ışığında gecikme
faizi
aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.
Uzlaşılan vergilerde gecikme
faizi
; uzlaşılan vergi miktarına, normal vade tarihinden uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için uygulanır. Uzlaşmanın vaki olması durumunda uzlaşma tutanağının imzalandığı tarih itibariyle resen, ikmalen ve idarece tarh edilen vergiler tahakkuk eder ve kesinleşir. Uzlaşma komisyonlarının tutacakları uzlaşma tutanakları kesin olup, gereği vergi dairelerince derhal yerine getirilir. Mükellef veya adına ceza kesilen; üzerinde uzlaşılan ve tutanakla tespit olunan hususlar hakkında dava açamaz ve hiçbir mercie şikayette bulunamaz.
Buna göre tarhiyat öncesi uzlaşmalarda gecikme
faizi
; normal vade tarihinden (26.03.2009)- tutanağın imzalandığı (09.09.2009) tarih arasındaki 5 tam ay için gecikme
zammı oranında (aylık %2,5 oranında) gecikme
faizi
uygulanacaktır. Geriye kalan ay kesirleri için ise gecikme
faizi
uygulanmayacaktır.
5.4. Gecikme Zammı Hesaplaması
XYZ Anonim Şirketi 26.02.2009 vadeli ve 500.000 TL tutarındaki KDV borcunu 05.05.2009 tarihinde ödemek üzere vergi dairesine başvurmuştur. Bilindiği üzere,
5035 sayılı Kanunun 4’üncü maddesiyle
6183 sayılı A.A.T.U.H.K’nun 51’inci maddesinde
yapılan değişiklikle, 02.01.2004 tarihinden itibaren
tam ay süreleri için aylık, ay kesirleri için ise günlük gecikme
zammı
hesaplanması uygulaması getirilmiştir. Buna göre gecikme
zammı
tam aylık süreler ve ay kesirleri için aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.
Aylık Esasa Göre Gecikme Zammı Tutarı
=[(Aylık Gecikme Zammı Oranı) x (Ay Sayısı) x (Gecikme Zammı Uygulanacak Tutar)]
Borcun 27.04.2009-05.05.2009 tarihleri arasındaki 8 günlük ay kesri için ise gecikme
zammı
hesaplaması önce aylık gecikme
zammı
oranının 30’a bölünmesi suretiyle günlük gecikme
zammı
oranı bulunacak, sonra da bulunan oran ile gecikme
zammı
formülü uygulanarak günlük gecikme zammı hesaplanacaktır.
Günlük gecikme
zammı
oranı = (2,5/100/30) = 0,000833
Ay kesiri için gecikme
zammı
tutarı= (0,000833) x (8) x (500.000) = 3.332 TL
Toplam gecikme
zammı
= 25.000 + 3.332 = 28.332 TL
olarak hesaplanacaktır.
5. MEVCUT GECİKME FAİZİ VE GECİKME ZAMMI ORANI YÜKSEKTİR.
Ülkemizde son yıllarda makro ekonomik göstergelerdeki göreceli iyileşmelere paralel olarak enflasyon oranları da düşüş trendine girmiştir.
Enflasyon oranlarındaki bu düşüş kısa süreli ve istikrarsız bir düşüş olmaktan çıkmış belli ölçüde istikrar da kazanmıştır. Son olarak küresel ekonomik krizin yarattığı talep koşulları ve uluslararası gelişmelerin de etkisiyle enflasyondaki artış,
hedeflenen enflasyonun altında kalmıştır. Yani
her zaman hedefi üstten ıskalama yaşanırken bu kez hedefi alttan ıskalama durumu ortaya çıkmıştır.
Ekim ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise
tüketici fiyatlarında yüzde 6,95, üretici fiyatlarında yüzde 2,20 seviyelerinde gerçekleşmiştir.
Bunun yanı sıra gecelik faiz oranları, borçlanmada yüzde 7,25, borç vermede ise yüzde 9,75 ile tek haneli rakamlar olarak gerçekleşmiştir.
Bankaların mevduat faizleri % 8-11 bandı arasındadır.
Konut kredisi faiz oranları %1’in altına düşmüştür.
Bono faizleri ise %8-10 seviyelerindedir.
Mükelleflerin vergilerini zamanında ödemeleri için, ödenecek vergiyi alternatif finansman imkanı olarak değerlendirmesinler diye gecikme
zammı
oranı özellikle yüksek
tutulmaktadır. Ancak gecikme
zammı
ve dolayısıyla gecikme faizi oranı ekonominin bugünkü genel durumuna göre çok yüksektir. Makro ekonomik göstergelerdeki iyileşmelere paralel olarak gecikme
zammı
ve gecikme faizi oranı da düşürülmelidir. Zaten borcunu ödeyebilen mükellef gecikmeye düşmeksizin vergisini ödemektedir. Yüksek
gecikme
zammı
oranı, vergisini ödemekte zorlanan mükellefin durumunu daha da ağırlaştırmaktadır. Verginin geciktirilmemesi ve alternatif finans imkanı olarak kullanılmaması için, gecikme
zammı
oranı bankaların kredi faiz oranlarından mutlaka yüksek
olmalıdır. Ancak bu günkü haliyle gecikme
zammı
oranı her türlü ölçünün çok üstündedir.
Ayrıca taksite bağlanan kamu alacakları için yıllık bazda uygulanan tecil faizi oranı ($) da çok yüksektir. Ayrıca gecikme faizi, vergi cezası niteliğinde olmaması nedeniyle uzlaşma kapsamında değildir. Bu durum mükellefler üzerinde oluşan bu yükün, uzlaşma yoluyla bir nebze olsun hafifletilmesinin yolunu da kapatmaktadır.
Yıllarca reel faizlerin yüksekliğinde şikayet edilen bu ülkede, reel faizler bile makul seviyelere düşmüştür. Enflasyon tek haneli rakamlarda belli ölçüde istikrar kazanmıştır. Ancak bu düşüşe rağmen enflasyonun amme alacaklarına bir yansıması olan gecikme faizi ve gecikme zammı oranları çok yüksek seviyelerde kalmıştır. Devlet adeta yıllarca bankaların yaptığı gibi tatlı bir reel gecikme zammı ve faizi kazancı gayesi gütmektedir. Bu haliyle gecikme faizi ve gecikme zammı uygulaması, kamu alacaklarının enflasyon karşısında erimesinin önüne geçmenin ötesinde bir amaç için kullanılmakta, bu uygulamalar ülkemizi de etkileyen global ekonomik krizin etkisiyle zor durumda olan mükelleflerin durumlarını daha da kötüleştirmekte, yüksek gecikme zammı ve faizinden dolayı ödenmeyen vergi borçları kartopu gibi büyümekte, mükellefler adeta cezalandırılarak kendi kaderleri ile baş başa bırakılmaktadır. Bu açıdan vergi kanunları ile getirilen yaptırımların veya bütünüyle vergi c
eza sisteminin mükellefler için caydırıcı ancak aynı zamanda adaletli olması gerekmektedir.
6. SONUÇ:
Son yıllarda
mükellef odaklı, kaliteli hizmet sunma anlayışı içerisinde, saygılı ve dürüst olma temel ilkesiyle çalışmayı, vergi ödemenin sadece bir yükümlülük değil vatandaş olma ve sorgulama hakkı olduğu bilinciyle kendisinden hizmet alan herkesi memnun etmeyi ve sorunları çözmeyi amaçlayan bir yaklaşım içerisinde olan devlet ve vergi idaresi bu yöndeki çabalarını daha da arttırmalı, soyuttan somuta geçerek pratik, uygulanabilir çözümler getirerek zor durumda olan mükellefleri rahatlatmalıdır. Bu bağlamda g
ecikme
zammı
ve faizi oranları ekonomideki gidişata uygun olarak,
makul bir süre içerisinde
mutlaka düşürülmelidir. K
amu hizmetlerinin finansmanındaki en sağlam
kaynak
olmasının yanı sıra, çağın koşulları gereği üstlendiği yeni
ekonomik ve sosyal amaçları ile maliye politikasındaki rolü de dikkate alındığında vergi, hazinenin vazgeçilmez temel gelir kaynağıdır. Bu kaynağın ise, gönüllü uyum sürecine katılma istek ve kabiliyetleri yüksek mükelleflerden sağlanacağı unutulmamalıdır.
KAYNAKÇA
1. A. Bumin Doğrusöz, “Gecikme
Zammı
ve Gecikme
Faizinde Karmaşa”,
http://
archive. ismmmo. org.tr /docs /malicozum/ 08malicozum/08-a.bumİn%20dogrusoz18.doc
2. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un İlgili Maddeleri
3. Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2008, HUD Yayını, 2008 İstanbul.
4. Binhan Elif YILMAZ, Borç Çıkmazı, Derin Yayınları, İstanbul, 2008.
5. Levent Demirdağ-Dilek Sevimkan, “Gecikme
Zammı
ve Gecikme
Faizinin Türk Vergi Sistemindeki Yeri ve Önemi”,
http://archive.ismmmo.org.tr/docs/malicozum/27Mali Cozum/06-LeventDemirdag21.doc
6. Muharrem ÖZDEMİR, Vergide Faiz ve Zam, Akis Kitap, İstanbul, 2009.
7. Seri: A Sıra No :1 Tahsilat Genel Tebliği
8. Şaban Küçük, “Gecikme
Zammı
ve Gecikme
Faizi Nedir
? Ceza mı, Paranın Zaman Değeri mi?”
Yaklaşım Yayınları, Ocak 2005.
9. Vergi Usul Kanunu’nun İlgili Maddeleri
[1] Binhan Elif YILMAZ, Borç Çıkmazı, Derin Yayınları, s.137-138, İstanbul, 2008. [2] A. Bumin DOĞRUSÖZ, “Gecikme Zammı ve Gecikme Faizinde Kargaşa”, archive.ismmmo. org.tr /docs /malicozum/08malicozum/08-a.bumİn%20dogrusoz18.doc [3] Muharrem ÖZDEMİR, Vergide Faiz ve Zam, Akis Kitap, s.113-114, İstanbul,2009. [4] Şaban KÜÇÜK, Gecikme Zammı ve Gecikme Faizi Nedir? Ceza mı, Paranın Zaman Değeri mi?, Yaklaşım , Ocak 2005. [5] Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2008, HUD Yayını, s. 1136, İstanbul 2008. [6] Levent DEMİRDAĞ- Dilek SEVİM, Gecikme Zammı ve Gecikme Faizinin Türk Vergi Sistemindeki Yeri ve Önemi, http://archive.ismmmo.org.tr/docs/malicozum/27MaliCozum/06-LeventDemirdag21.doc [7] ÖZDEMİR, a.g.e, s.54-56 (Söz konusu tablo, bazı değişiklik ve eklemelerle tarafımızca yeniden düzenlenmiştir).
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
|
![]() |