Also, during weight loss and exercise, your body will use up more fluid than normal. You ll need to how to use garcinia cambogia for weight loss As far as Zija s business opportunity goes, you can become a distributor by purchasing a starter kit and an initial product purchase. Every month thereafter, you will have to maintain a monthly autoship order to max out the compplan. The pay plan has a couple of ways you can make money including personal commissions, residual income, matching checks, several kindsof bonuses and even order rebates. All in all, there s a fair balance of upfront income potential and long-term residual income potential. otc weight loss medications Proper breathing mechanism helps you to lose weight impressively. Breathing is the mechanism where oxygen intake occurs. Oxygen facilitates the breaking down of food molecules. When there is more supply of oxygen, the more effective will be the respiration process that leads to the exhaustion of calories. Synchronous breathing along with proper stretching is one of the principles of yoga that aids weight loss in a big way. Slow breathing is advised that prompts effective body metabolism. diets that work fast So years past with scientific monitoring of each program in action using advanced training and monitoring equipment, until we had the formula down to a tee. Hollywood stars didn t come knocking over night though. It took another few years of the word getting around that there was a new training program which is getting any body, any size or any shape, lean, and toned in weeks. Then once the first few celebrities enquired about following this secret program it just went crazy, everybody wanted to know about this new fad in weight loss. perricone diet weight loss results combination of enzyme boosters the 1, 3 Dimethypentylamine Hydrochloride, Try These Guys Ortak, Şirketine Borç Para Verebilir Mi? - Bilgili Denetim

Ortak, Şirketine Borç Para Verebilir Mi?

Muharrem ÖZDEMİR

Vergi Denetmeni

Diğer Yazıları

 

Şirketlerin yaşanmakta olan mali kriz nedeni ile finansman sıkıntısı çektiği ve öz kaynaklarının yetersizliği sebebi ile nakit akışlarını olumsuz etkilediği bilinmektedir. Türkiye’de şirketlerin büyük bir kısmı aile şirketlerinden oluşmaktadır. Ülkemizde iki ortaklı bir yapıda örgütlenmeyi esas alan Limited şirket tarzı ortaklık daha çok karı-koca veya baba-oğul ortaklı sermaye şirketleridir.

İşletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Ancak yukarıda açıklamaya çalıştığımız aile şirketlerinin Türkiye’deki güçlü yapısı nedeni ile işletmelerin ömrü sınırsız olarak devam edememekte ve şirketin ömrü de ailenin büyük babasının ömrü ile eşdeğer olmaktadır.

Küreselleşme ile birlikte şirketlerinde yapısı da değişmekte ve profesyonel bir yapı ivme kazanma zorunluluğu doğmaktadır. Bu zorunluluğa rağmen şirketlerin/işletmelerin sahip ve sahiplerinden bağımsız hareket edebilmesi ticari hayatın doğal akışına ters düşmektedir. Örneğin; İşletmenin en büyük ortağının eşi işletmeye gelerek muhasebe servisinden günlük harcamalarını karşılamak için para aldığı bilinir. Muhasebe servisi sorumlusunun evin hanımına para vermemesi saygısızlık addedilir ve isteği hemen yerine getirilir. Bu durum aile şirketlerinin de günlük olağan hareketlerdir.

Türkiye’de aile şirketlerinde İşletmenin sahip veya sahiplerinden, yöneticilerinden, personelinden ve diğer ilgililerden ayrı bir kişiliğe sahip olduğunu ve o işletmenin muhasebe
işlemlerinin sadece bu kişilik adına yürütülmesi gerektiği pek bilinmez.

İşte bu nokta gerek işletmelerin finansman açığını kapatmak için ortaklık yapısındaki hisse dengesini bozmadan (öz kaynak artışı) piyasa şartlarında finans kurumları yerine ortaklarından borç para almasının vergi mevzuatı açısından sakıncası var mıdır?

  • Borcun İşletmeye Faizsiz Verilmesi Durumu

Gayrimenkul alım satım faaliyetinde bulunan ABC Ltd. Şti2008 yılında 20.000.000 TL bedelle arsa satın alınmıştır. Bu alım sırasında şirketin finansman sıkıntı çekmesi nedeni ile % 15 hisseli payla şirket ortağı Ahmet YILMAZ çek keşide ederek şirkete borç para vermiştir. Şirket aşağıdaki muhasebe kaydını yasal defterlere kaydetmiştir. Şirket, ortaktan alınan bu borç nedeni ile herhangi bir faiz ödemesinde bulunmamıştır. Şirketin Sermayesi: 5.000.000 TL’dir. Ahmet YILMAZ’ın başkaca faaliyeti bulunmamaktadır. Konuyu vergi mevzuatı açısından irdeleyelim.

1———————————– ——01.05.2008—————————————

103-Verilen Çekler ve Ödeme Emirleri 20.000.000

331.Ortaklara Borçlar 20.000.000

———————————- —— 05.04.2008—————————————

102.Bankalar Hesabı 20.000.000

103-Verilen Çekler ve Ödeme Emirleri 20.000.000

2—————————————– —————————————————

3————————————— -06.04.2008 ————————————–

250-Arazi ve Arsalar 20.000.000

102-Bankalar Hesabı 20.000.000

—————————————— ———————————————–

Çözüm:

331- “Ortaklara Borçlar” hesabı, işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla, ortaklara (ferdi işletmelerde işletme sahibine) borçlu bulunduğu tutarların izlendiği hesaptır. Hesabın işleyişi ise, borcun doğması halinde hesaba alacak, ödenmesi halinde de hesaba borç kaydedilmesi şeklinde olur. Ancak bir yıldan fazla vadeli borçlar “431 Ortaklara Borçlar” hesabında izlenecektir.

Bu örneğimizde şirket gayrimenkul alım-satım faaliyetinde bulunmaktadır. İşletmenin ihtiyacı olan arsayı kendi öz kaynaklarının buna elverişli olmaması nedeni ile ortağından borçlanmak suretiyle bu işlem gerçekleştirilebilmiştir. Ortak kendi servetini işletmenin kullanımına sunmuş olup faiz talep etmemiştir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 41 inci maddesinin (5) numaralı bendi gereğince, teşebbüs sahibinin ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen bedel veya fiyatlar üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacaktır.

Bu çerçevede,

  • Teşebbüs sahibi tarafından bir mal veya hizmet alım ya da satımının yapılmış olması,
  • Teşebbüs sahibinin bu mal veya hizmet alım ya da satımını ilişkili kişilerle yapmış olması,
  • Bu mal veya hizmet alım ya da satımında “emsallere uygunluk ilkesi”ne aykırı olarak fiyat veya bedel tespiti yapılmış olması halinde emsallere uygun bedel veya fiyat ile teşebbüs sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki işletme aleyhine oluşan farklar işletmeden çekilmiş sayılacaktır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulanmasında “teşebbüs sahibi” ifadesi, ticari ve zirai kazanç yönünden gelir vergisine tabi gerçek kişiler ile adi ortaklıkların ortakları, kollektif şirketlerin ortakları, adi ve eshamlı komandit şirketlerin komandite ortaklarını kapsamaktadır. Kurumun ilgili bulunduğu gerçek kişi ifadesinden, kendi ortağı olan gerçek kişiler dışında kalan, kurumların ortağı olduğu şahıs şirketlerinin diğer gerçek kişi ortakları ile kurum çalışanları gibi şahıslar anlaşılmaktadır.

Bu bilgiler ışığında ABC Limited şirketinin ortağı Ahmet YILMAZ (Ticari, zirai, adi ve kollektif şirket ortağı, adi ve eshamlı komandit şirketlerin komandite ortağı dışında) bir defaya mahsus ortağı olduğu şirkete (ortaklık geliri MSİ’dir) borç para vermekte ve herhangi bir faiz geliri elde etmemektedir. Ahmet YILMAZ’ın bu borç işlemi ortaklık yapısı içinde kendi servetinden verilen bir borç olduğundan vergi mevzuatı açısından tenkidi gerektirir bir husus bulunmamaktadır. Bununla beraber faiz geliri de elde edilmediği için alacak faizi gelirinin şartları oluşmadığından ayrıca beyan edilmesine gerek bulunmamaktadır.

§ Borcun İşletmeye Faiz Karşılığında Verilmesi Durumu

Örneğimize devam edecek olursak ABC Limited �zirketinin ortağı olan ve başkaca geliri bulunmayan Ahmet YILMAZ arsa alımı karşılığında şirketine 20.000.000 TL üzerinden yıllık % 10 faizle borç para vermesi halinde elde edilen gelirin vergilendirilip vergilendirilmeyeceği konusu gündeme gelmektedir.

1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğine göre; Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacaktır.

İşletmede kullanılan borçların örtülü sermaye sayılabilmesi için;

  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilmesi,
  • İşletmede kullanılması,
  • Bu şekilde kullanılan borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması gerekmektedir.

Örtülü sermaye uygulanmasında ortakla ilişkili kişi;

  • Ortağın, doğrudan veya dolaylı olarak en az % 10 oranında ortağı olduğu veya en az % 10 oranında oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da
  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az % 10’unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir.

Görüldüğü üzere, ortakla ilişkili sayılan kişi ve kurumlarda, en az % 10 oranında sermaye, oy ya da kâr payı hakkına sahip olma şartı aranmaktadır. Gerçek kişi veya kurumların, borç kullanan kurumlara, % 10 oranından daha az sermaye, oy veya kâr payı hakkı bulunması halinde, ortakla ilişkili kişi sayılmaları söz konusu olmayacaktır.

�zirket ortağının yani Ahmet YILMAZ’ın ABC Limited �zirketine vermiş olduğu 20.000.000 TL borcun örtülü sermaye kapsamında değerlendirilebilmesi gerekli üç şartın tamamının gerçekleştiği görülmektedir. Buna göre;

ü Ahmet YILMAZ, ABC Limited �zirketinin % 15 paylı ortağıdır,

ü �zirketin sermayesi 5.000.000 TL olup kullanılan borcun tutarı kurumun öz sermayesinin 3 katını aşmıştır,

ü Borç işletmede kullanılmıştır.

Bu bilgiler ışığında �zirkete Borç Veren Ahmet YILMAZ tarafından şu işlemler yapılacaktır;

Öz Sermaye= 5.000.000 TL

Borç Miktarı= 20.000.000 TL

Örtülü Sermaye= 20.000.000- 15.000.000 (öz sermayenin 3 katını aşan kısım) = 5.000.000 TL

Ödenen Faiz= 20.000.000* % 10= 2.000.000 TL

Dağıtılmış Kar Payı =

Örtülü Sermaye * Faiz Miktarı

Verilen Borç Miktarı

Dağıtılmış Kar Payı =

5.000.000 TL * 2.000.000

20.000.000

Dağıtılmış Kar Payı = 500.000 TL

Gelir Vergisi Kanunun 94. maddesinin birinci fıkrasıyla kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin maddede bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları belirtilmiş maddenin 94/6-b.i bendi ile tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) (2006/10731 sayılı B.K.K. ile Yürürlük; 23.7.2006), % 15 oranında tevkifat yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Kar Payı Stopajı hesabında bu tutar dağıtılmış net kâr payı sayılacak ve brüte tamamlanmak suretiyle vergi kesintisi matrahı ve tutarı bulunacaktır. Kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, örtülü sermaye koşullarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle, “dağıtılmış kar payı” kabul edilecek. Böyle olunca da “yüzde 15 stopaj” yapılacak (KVK Md.12/7).

Brüt Tutar =

Net Ödenen Tutar * 100

100-Vergi Oranı

Brüt Tutar =

500.000 * 100

100- 0,15

Net Tutar= 500.000 TL

Kar Payı Stopajı= 588,235,29 TL* 0,15= 88.235,29 TL kesinti yapılacaktır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 22.maddesine göre; Tam mükellef kurumlardan elde edilen, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarının yarısı gelir vergisinden müstesnadır. Kar Payı Geliri elde eden ortak Ahmet YILMAZ’ın elde ettiği 500.000 TL’lik kar payının yarısı GVK’nun 22.maddesine göre vergiden müstesna edildiğinden yarısını aşan 250.000 TL’lik kısmı 2009 yılında 19.800 TL’yi aşıp aşmadığına bakılmaksızın Yıllık Gelir Vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekir.

Ahmet YILMAZ’ın ortak olduğu şirkete yapmış olduğu istikrazların tutarı, öz sermayenin 3 katını aşmayan kısmı 5.000.000* 3= 15.000.000 TL örtülü sermaye ile ilişkilendirilmeyecektir. 15.000.000 * % 10= 1.500.000 TL faiz gelirinin tevkifata tabi tutulmadığından GVK’nun 75 ve 86 madde hükümleri çerçevesinde her halükarda Alacak Faizi olarak vergilendirilmesi gerekir.

  • Borcun, İşletmeye Devamlı Surette Verilmesi Durumunda

�zirketlerin ticari hayatta varlıklarını uzun vadede sürdürebilmelerinin bir unsuru da öz kaynaklarının güçlü bir yapıda süreklilik arz etmesine bağlıdır. Kriz ortamlarında bankaların finans kaynaklarının çok güçlü olmaması veya arz/talep dengesine göre oluşan yüksek faiz oranları şirketleri zor duruma sokabilmektedir. Bu noktada yaşamakta olduğumuz kriz dönemlerinde birçok şirketin bankalardan aldıkları kredilerin geri çağrılması firmaları iflas eşiğine getirdiği bilinmektedir.

Bu nedenle şirketlerin güçlü yapı oluşturabilmeleri için kalan tek çıkar yol şirket ortaklarının ellerindeki nakdi ve ayni varlıları şirkete koyarak hisse paylarını artırmalarına bağlıdır. �zirket ortaklarının bu yolu seçmeyerek şahsi birikimlerini faiz karşılığı veya faizsiz olarak şirkete borç verme yolunu seçmeleri iktisadi hayatın olağan akışına ters düşmektedir.

Örneğimize devam edecek olursak ABC Limited �zirketinin ortağı olan ve başkaca geliri bulunmayan Ahmet YILMAZ şirketin finansman açığını kapatmak için muhtelif tarihlerde şirkete para borç vermiş olup faiz tahsil etmemiştir.

Yıl Borç Miktarı
2007 5.000.000
2008 3.000.000
2009 2.000.000

Borç para verenlerin bu işten sağladıkları faizin gelir unsurlarından hangisine girdiğinin tayininde 104 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde açıklanmıştır. Bu bağlamda ikraz işinin mutad meslek halinde ifa edilmiş olup olmadığına bakılmak gerekir. Bu noktada �zirket ortağının çeşitli tarihlerde şirkete yüksek meblağlarda borç para vermesi vergi mevzuatı açısından yasal mıdır?

Tebliğ’de; “bir kişiye bir yıldan fazla süreli olarak borç para vermek veya bir yılda birden fazla kimseye borç vermek ikrazatçılık” denilmektedir. Yani herhangi bir kimse, birden fazla yılda tek şahsa veya bir yılda aynı şahıs veya muhtelif şahıslara borç para vermişse, bu kimsenin ikrazatçılık işini mutad meslek halinde yapmış olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple, borç para vermeyi sürekli haline getirmiş olanların ikrazatçı sayılarak elde ettikleri kazançlarında “Menkul Sermaye İradı” yerine “Ticari Kazanç” olarak vergilendirilmesi gerekir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Ticari kazançlar, esas itibariyle sermaye ve emek karışımı bir kaynağa bağlı olarak doğarlar. Bu kaynağa bağlı olarak devamlı bir organizasyona dayanan her türlü faaliyet ticari faaliyettir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3′üncü maddesinin (B) fıkrasında, vergilendirmede, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu; gerçek mahiyetin, yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği; vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan tanık ifadesinin, ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı; iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutat olmayan bir durumun iddia olunması halinde, ispat külfetinin bunu iddia edene ait olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu hükümler ışığında şirket ortağının aynı parayı şirkete değil de bir banka kuruluşuna % 20 faiz oranı ile yatırıp faiz geliri elde etmesi mümkün iken faizsiz olarak şirkete ödünç para verdiğini iddia etmesi iktisadi hayatın kurallarına ne derece uygun düştüğünü ispatlamakla yükümlüdür.

Bu bağlamda ortakların, şirketlerine sermaye koymak suretiyle ortaklık payını artırmadan belli tarihlerde sürekli olarak şirkete faiz karşılığı veya faiz almaksızın borç para vermeleri vergi incelemelerinde sorun haline gelebilir. Mükelleflerin bu sorunlarla karşılaşmamak için borç verme yerine sermaye taahhüdünde bulunmalarının daha doğru olacağını düşünmekteyiz.

Bu bilgiler ışığında ortakların şirkete borç verme işleminin vergi mevzuatı açısından sakıncaları yargı kararları çerçevesinde ele alınmasında yarar görmekteyiz.

  • Belli bir süreyle tek kişiye veya kuruma verilen ödünç para verme işlemi karşılığında sağlanan gelir (Alacak Faizi) olup menkul sermaye iradıdır. Menkul Sermaye İradı tahsil esasına bağlanmıştır. Faiz gelirinin menkul sermaye iradı olarak vergilendirebilmesi için bu gelirin tahsil edilmiş olması gerekir. ( Danıştay 4.Dairesinin 20.10.1998 tarih ve 1998/1128- 3736 sayılı Kararı) ,
  • İkrazat işlerinde “devamlılık” kriteri vergilendirmede aslı unsurdur. Bu noktada birden fazla yılda tek şahsa veya bir yılda aynı şahıs veya muhtelif şahıslara borç para verilmesi ödünç verme işleminin mutad hale geldiğini gösterir,
  • Borç para devamlı hale gelmeden arızi olarak, tesadüfen ve ticari bir faaliyete bağlı olmayarak ödünç verdikleri faiz gelirleri ticari kazanç olarak değil MSİ olarak vergilendirilmesi gerekir,
  • Bir borcun verildiği saptanmakla birlikte, karşılığında faiz alınıp alınmadığının ya da ne kadar faiz alındığı bilinemediği hallerde ve büyük miktarlarda borç paranın menfaatsiz olarak verilemeyeceği, faiz alınmadığı inanılır belgelerle ispat ve tevsik edilememesi halinde mükellefiyet tesisi ve ceza uygulamasının yerinde olacağı. (Danıştay 4.Dairesinin 15.11.1967 tarih ve 1964/4497 ve 1967/5395 sayılı kararı),
  • Borç verilmesine alınan faiz tutarı saptanamıyorsa bu durumlarda o bölgede serbest piyasada geçerli olan faiz oranının esas alınarak hesaplanması gerektiği hakkında. (Danıştay 13.Dairesinin 15.02.1977 tarih ve 1976/2441- 1977/489 sayılı kararı),
  • Bir kuruluşa verilen borç paranın o kuruluştan geri alınmayarak yıllarca kullanılmasına izin verilmesi ikrazatçılıktır. (Danıştay 13.Dairesinin 17.01.1977 tarih ve 1976/1675- 1977/38 sayılı kararı),
  • Aynı takvim yılı içinde birden fazla kişiye ya da birden fazla olmak üzere bir kişiye veya birbirini izleyen yıllarda bir ya da birden çok kişiye ödünç para verilmesi halleri, ikraz işiyle devamlı ve mutad meslek halinde uğraşıldığı gösterilmektedir. Bu bakımdan; ivaz karşılığı borç para verme işiyle devamlı mutad meslek halinde uğraşanların bu işten elde ettikleri kazancın, katma değer vergisine değil; banka ve sigorta muameleleri vergisine konu edilmesi, açıklanan hukuki durumun gereğidir. (Danıştay 7. Dairesinin 16.02.2002 tarih ve E. 2002 / 258, K. 2002 / 2780 sayılı Kararı) ,
  • Dairemizin süre gelen içtihadına göre ise, aynı takvim yılı içinde birden fazla kişiye ya da birden fazla olmak üzere bir kişiye veya birbirini izleyen yıllarda bir ya da birden çok kişiye ödünç para verilmesi halleri, ikraz işiyle devamlı ve mutat meslek halinde uğraşıldığını göstermektedir. (Danıştay 7.Dairesinin 23.3.2005 tarih ve Esas No : 2001/4837, Karar No : 2005/492),
  • Kurumun ortaklarına ve ortaklarının ilgili olduğu başka kurumlara devamlı surette faizsiz ödünç para vermesi örtülü kazanç dağıtımıdır. (Danıştay 3. Dairesinin 1998/92 ve 1996/399 Kararı),
  • Vergiyi doğuran olayın mahiyetinin ispatında, delil serbestisi esası getirilmiş ve iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan ve olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia edilmesi halinde, ispat külfetinin buna iddia edene ait olması öngörülmüştür.
    Bu düzenlemeye göre; vergiyi doğuran olayların ve bu olaylara ilişkin muamelelerin, günün ekonomik ve ticari koşullarıyla, olay ya da muamelenin tekemmülü ve hukuksal varlık kazanabilmesi için öngörülen teknik gerekliliklere aykırı olmaması ve hayatın doğal akışının anlatımı olan normal ve mutad duruma uygun bulunması zorunludur. Dava konusu olayda davacı tarafından bir kişiye birbirini izleyen yıllarda borç para verilmesi, davacı tarafından faizsiz kullandırma, borç alan kişi tarafından da Türk lirası cinsinden faizsiz kredi açma şeklinde gösterildiğine göre; anılan muamelelerin normal ve mutad duruma uygunluğunun ortaya konması uyuşmazlığın çözümü için önem kazanmaktadır. Döviz alım satımı işi yapan kişiye, davacının karşılıksız olarak borç para vermesi; alan kişinin de kredi kullandırarak borç para alması; yani, mali durumu borçlanmayı gerektiren kişinin başkasına kredi açması ekonomik ve ticari icaplara aykırı olduğu gibi; herhangi bir sözleşme ile kanıtlanamayan bu tür bir iddianın normal ve mutad olana uygunluğu da söylenemez. Bu nedenle bu işlemlerin ikrazatçılık olarak değerlendirilmesi gerekir. (Danıştay7.Dairesinin 05.10.2005 tarih ve 2001/759, 2005/2272),

�zirket Ortağının, Şirkete Borç Verme İşlemlerinin Çeşitli Açılardan Vergisel Boyutları

Bir Defaya Mahsus Borç Verilmesi Durumunda

Faiz Geliri Elde Edilmemesi Halinde

Beyana Gerek Bulunmamaktadır.

Bir Defaya Mahsus Borç Verilmesi Durumunda

Faiz Geliri Elde Edilmesi Halinde

Öz Sermayenin 3 Katını Aşan Kısım- Kar Dağıtımı sayılacak olup % 15 Stopaja Tabi Tutulacaktır. GVK 22.maddedeki istisna haddini aşan kısım her halükarda beyan edilir. Aşmayan Kısım ise Alacak Faizi olarak Beyan Edilmesi Gerekir.

Şirkete Bir Yıldan Fazla Süreli veya Bir Yılda Birden Fazla Borç Verilmesi Durumunda

Faiz Geliri Elde Edilip Edilmediğine Bakılmayacaktır.

Ev Kirasız Borç Faizsiz kuralı ve Danıştay Kararları da dikkate alındığında uzun süreli ve tekrarlanan borç verme işlemi bu işin ticari faaliyet kapsamında yapıldığının emaresidir. Aksini iddia etmek ve ispatlamak şirket ortağına ait olacaktır.

YARARLANILAN KAYNAK

Serkan KALAYCI. Vergi Denetmen Yardımcısı. İkrazatçılık Tefecilik Faaliyetleri ve Vergilendirilmesi. Vergi Raporu Dergisinin Ücretsiz Eki. www.vdd.org.tr